Geçenlerde No Rezervations ve Soul Kitchen'ı (Birol Ünel çok çok başarılı burada) izledikten sonra, kardeşimin canı çekince, annemle ani bir kararla pizza yapmaya başladık.
Annem hamurunu hazırlarken, bana da binlerce sosis, salam, sucuk ve jambon dilimi yapmak düştü. Ama halimden memnunum, incecik sosis dilimlerim yine tarafımdan epey övgü aldı. Domatesleri de bir güzel soyup doğradım, mısırın konservesini açtım (!) ve en zor kısmı olan zeytinlerin çekirdeklerini çıkarıp halka halka doğrama görevini üstlendim. Matematik problemlerini çabucak çözen kafam, zeytinleri hem yarıp çekirdeklerini çıkarıp, hem de nasıl halka halka doğrayacağımı algılayamadı. Ben ortadan zeytinin karnını yardığımdan sonra onların halka şeklini alması imkansızdı çünkü. Neyse ki annem imdadıma yetişti de daha fazla rezil olmaktan kurtuldum. Tam bu sırada İskenderun kahvaltılarında nasıl salatalık soyma özürlü olduğumu, Ally'nin ilk günlerde yardımıma koştuğunu ve haftanın sonunda ise C. ile bu konuda yarışabilecek duruma geldiğimi hatırladım. Çalışan kazanır arkadaşım.
Malzeme konusunda tek eksiğimiz mantardı. Ben de çok severim mantarı, bir etobur olarak mantar benim için en az Sezar Salata'nın içindeki tavuk kadar değerlidir. Bir dahaki sefere mantarlı da yaparız inşallah.
Annemle kavga etmeden geçirdiğim en uzun zaman dilimlerinden biri olarak tarihe geçti bu da. Türk işi pizzamız da hazır olmak üzere.
Belki de mutfakta daha fazla vakit geçirmeliyim.
22 Ağustos 2010 Pazar
19 Ağustos 2010 Perşembe
2
Şimdi değişiklik açıklamalarına gelirsek blog'un ismi romantik Fransız şairimiz Paul Eluard'dan. Kendisi tarafımdan epey sevilmekte. Bu dizenin Türkçesi ise şöyle: Bir portakal gibi mavi dünya
Yazarınızın isminin sophie olması ise tamamen keyfimden, hem fransızca olan diğerini söyleyip/yazamıyordunuz, hem de sophie anlamıyla olsun (Sophie'nin Dünyası'ndan hepiciğiniz biliyorsunuz ki Yunanca'da Sophia bilgi/bilgelik anlamına geliyor) , ellibin dildeki varyasyonlarıyla olsun, hem de Jeux D'enfants adlı mükemmel filmdeki karakterle olsun beni benden almış bir isim.
Bu kadar değişikliğe neden tumblr ya da yeni bir blog sayfası açmadığıma gelince, bu sefer bir şeyi sıkıldığım için bırakmayayım, her şeyi silip atmaktansa var olanı devam ettirmeye çalışayım dedim. Yoksa yeni açılanların kaderi de bundan pek farklı olmayacaktı.
Urfa, Viyana, İskenderun ve tekne seyahatleri yeni hedeflerimle birlikte kısa zamanda buralarda olicek.
Bugünkü şarkınız da Tom Waits- Grapefruit Moon olsun.
Yazarınızın isminin sophie olması ise tamamen keyfimden, hem fransızca olan diğerini söyleyip/yazamıyordunuz, hem de sophie anlamıyla olsun (Sophie'nin Dünyası'ndan hepiciğiniz biliyorsunuz ki Yunanca'da Sophia bilgi/bilgelik anlamına geliyor) , ellibin dildeki varyasyonlarıyla olsun, hem de Jeux D'enfants adlı mükemmel filmdeki karakterle olsun beni benden almış bir isim.
Bu kadar değişikliğe neden tumblr ya da yeni bir blog sayfası açmadığıma gelince, bu sefer bir şeyi sıkıldığım için bırakmayayım, her şeyi silip atmaktansa var olanı devam ettirmeye çalışayım dedim. Yoksa yeni açılanların kaderi de bundan pek farklı olmayacaktı.
Urfa, Viyana, İskenderun ve tekne seyahatleri yeni hedeflerimle birlikte kısa zamanda buralarda olicek.
Bugünkü şarkınız da Tom Waits- Grapefruit Moon olsun.
18 Ağustos 2010 Çarşamba
1
Döndüm. Maceralarımı yazacak bir yer arıyordum ki "Benim zaten bir blogum var" dedim kendime. Okulun da başlaması yakındır. Bu da demek oluyor ki depresyonlarımı anlatacağım bir yer olması lazım.
Temamız değişmişken bu haftaki kitaplarımı sayayım size: Alain de Botton'dan Architecture of Happiness, Italo Calvino'dan If on a winter's night a traveller, Ayça Kirişçioğlu'ndan Yol... Hepsinin ayrı ayrı hikayesi var, gelecek.
Mezun olanlarla birlikte vedalar da başladı tabi. Okyanusun öte yanına geçenlere "Beni de yanınızda götürün" diye bağırmak istiyorum çünkü burada bir sene daha geçiresim yok. Buraları sevmediğimden diye sanmayın, hayatı 120 sayfa kareli defter olarak gören insanoğlunun "temiz sayfa açma" sendromu hepsi...
Temamız değişmişken bu haftaki kitaplarımı sayayım size: Alain de Botton'dan Architecture of Happiness, Italo Calvino'dan If on a winter's night a traveller, Ayça Kirişçioğlu'ndan Yol... Hepsinin ayrı ayrı hikayesi var, gelecek.
Mezun olanlarla birlikte vedalar da başladı tabi. Okyanusun öte yanına geçenlere "Beni de yanınızda götürün" diye bağırmak istiyorum çünkü burada bir sene daha geçiresim yok. Buraları sevmediğimden diye sanmayın, hayatı 120 sayfa kareli defter olarak gören insanoğlunun "temiz sayfa açma" sendromu hepsi...
4 Nisan 2010 Pazar
Defying Gravity

"it's true that some doors are better left unopen. but you usually dont realize it until you are on the other side of that door. we all make mistakes, comes with the territory. still no reason to live your life in one room. the doors we choose to open determine the path of our lives, be they brave, angry, foolish or painful. we define by what we do, by where we go and you cannot go anywhere without opening the door "
25 Mart 2010 Perşembe
She took the midnight train going anywhere

Sophie was back in the game! Pure, raw, explosive pleasure! Better than drugs, better than smack! Better than a dope-coke-crack-fix-shit-shoot-sniff-ganja-marijuana-blotter-acid-ecstasy! Better than sex, head, 69, orgies, masturbation, tantrism, Kama Sutra or Thai doggy-style! Better than banana milkshakes! Better than George Lucas's trilogy, the muppets and 2001! Better than Emma Peel, Marilyn, Lara Croft and Cindy Crawford's beauty mark! Better than the B-side to Abbey Road, Jimmy Hendrix and the first man on the moon! Space Mountain, Santa Claus, Bill Gates' fortune, the Dalai Lama, Lazarus raised from the dead! Schwarzenegger's testosterone shots, Pam Anderson's lips! Woodstock, raves... Better than Sade, Rimbaud, Morrison and Castaneda! Better than freedom, better than life! (Julien- Jeux D'enfants)
Edward Munch - The Scream
And kept me for yourself
I can only blame myself
You can only blame me
...
And I could write it down
or spread it all around
Get lost and then get found
Or swallowed in the sea
21 Mart 2010 Pazar
Gitme Yoksa
Babam bana bir Beatles şarkısı söylecek olsa sanırım Ticket to Ride'ı söylerdi
She said that livin' with me
Was bringin' her down
She would never be free
When I was around.
She's got a ticket to ride,
But she don't care
Gelecekle ilgili sürekli hayal kurmak çok mu zararlı?
She said that livin' with me
Was bringin' her down
She would never be free
When I was around.
She's got a ticket to ride,
But she don't care
Gelecekle ilgili sürekli hayal kurmak çok mu zararlı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
